21 Ekim 2012 Pazar

bir vapur dumanıyla sanki gelecek gibi

O kadar çok koşturduğum bi dönem oldu ki dün ilk kez bi durdum. Eski günlerdeki gibi bi saat boyunca Kabataş'tan, Balat'a kadar yürüdüm. Eskiden şuursuzca yürürdüm, artık sürekli bir iş, bi bişey yetiştirme telaşıyla nası da bırakmışım dedim.

Sonrasında gezmeyi özlediğimi farkettim. Eski zamanda çokçana fotoğraf çekerken dijital makine çılgınlığından sonra bu işten fazlasıyla soğumuştum. Yeniden fotoğraf çekesim geldi seneler sonra. (Hatta kendisini buralara da iliştiriyorum). Yeni ülke görmenin vakti gelmiş bir de onu anladım.

Her şey değişecek akımıyla başlattığım (tabi kimisi de kontrolüm dışında başlayan) sırasıyla yeni iş/yeni grup/yeni ilişki/yeni ev serisinden sonuncusu olan yeni ev kısmı gerçekleşeli henüz iki ay oldu. ve bu iki ay içinde müzik/çalışma odasını pek bi kullanmadığımı farkettim. Tüm günümü kendisine ayırdığımda aslında ne çok sevdiğimi anladım. Ayrıca gitar/müzik çalışmalarına geri döndüm bi şekilde.

Her şeyi öğrenmeliyim diye başlayıp, şuursuzca çalıştığım/okuduğum bi dönemden anlaşılan sıkılmaya başlamışım. Eski zamanlarımı çok özlediğimi farkettim. Bu kadar yenilik sonrası bu blog'u bile kapatayım diye düşünüyordum ama sanırım 6 senelik bir hatıra demetini üzerinde muhafaza ettiğinden bi kaç ayda bir de olsa buraya uğramaya devam edeceğim. Evet gerçekten tam olarak 6 sene doldu bitti.

Biraz farklı olarak: O gemiye binecez Mecnun.

10 Haziran 2012 Pazar

kaçıp gerçekten uzaklara hayallere dalalım

Uzun zamandır içmediğim kadar alkol alıp, yine uzun zamandır görmediğim şekilde güneş ışığını görmem, kendi çapında bi bad trip ile sonuçlandı. Uykusuz kaldığım her dakika içinde sürekli mevcudiyetini koruyan saçma sapan şeylerden mutlu olma hali yavaş yavaş içimden çekildi. Genel olarak kontrollü bi insan olmamın sebebi aslında sadece mutlu olmaya çalışmanın kontrolüymüş. En son güneş ışığı çıktığında vampir olmak gibi etrafımda anlam yükleyebileceğim hiçbir şey olmadığını farkettiğimde zaten şu an bile içinden çıkamadığım ruh halinin en derin yerinde kendimi buldum.

etrafım artık işinde gücünde insanlarla dolduğundan, herkesin ne kadar da maddesel şeylere bağlı olduğunu net olarak gördüm bu sayede. havuzlu sitelerde yaşamak, İstanbul'da insanlardan uzak yerlere gidebilmek için şahsi arabalara ihtiyaç duymak... burada konudan az bir şey uzaklaşarak şuna deginmek istedi deli gönül. hayatım boyunca her anlamda insanların eşitliğine inanan (ya da en azından inanmaya çalışan diyim, çünkü insanın etrafı o kadar çok diğerlerini aşağılamaya yatkın oluyor ki muhtemelen yer yer etkileniyorumdur bundan) biri olarak aklım almıyor niye ayş istanbul cokh bozdu, uzak yerlere kaçalım gibi bi ihtiyaca bürünüyoruz, hele ki İstanbul'un içinde yaşamaktan vazgeçemezken. aksine insanlarla bir olalım, ne olursa olsun konuşalım, paylaşalım bir şeyleri. hepimiz kendimizi dünyanın en önemli kişileri olarak hissederken konuşalım da sırf saçma sapan şeyler peşinde olduğumuzu anlayalım. o havuzlardan biraz olsun başımızı çıkaralım. aslında baktığımızda en güzeli havuz başında içkimizi yudumlayıp kahkahalar atmaktansa, bir sevgiliyle yaz sıcağında ayakkabıları çıkarıp süs havuza ayakları sokmaktır.

en kötüsü de her gün daha bi kendime yer bulamıyorum. yağmura şemsiyesiz yakalanan insanlar vardır, ve hepsi dükkanların, otobüs duraklarının en şahane ve yağmur almayan yerlerine sığınır da siz sığınacak yer bulamazsınız ya, işte şu an tam olarak o noktadayım. dünyevi zevklerin hiçbirisinden zevk alamazken ve tüm akranlarım bunlarla huzur bulurken kendimi iyiden iyiye yalnız hissediyorum. 28 yaşımda ağaca tırmanmak istediğimde kendime eşlik edecek kimseyi bulamıyorum, ve bu isteğimin alkollülüğüme verilmesine yapacak hiçbir şeyim kalmıyor. lanet olsun ki tüm kontrolüm işte bu noktada başlıyor: onlar gibi gözükebilmeye çalışıyorum sürekli. ama beceremiyorum. onlar gibi olmayı da, onlar gibi olmamayı da beceremiyorum. bana da yer açın diye kimseye omuz atamıyorum.

zihnimin içinde bi yerlerde hiçbir kimseden destek alamamak yoruyor artık beni. uzun zaman sonra iki gün üst üste ilk kez bi arkadaşımda kaldım (gayet gecenin bi yarısı bile üşenmeyip evine giden bi insanım aslen) ve şimdi farkedebiliyorum anca sürekli şarkılara sığındığımı zülfü livaneli gibi. daha yeni tanıdığım bi insanın evinde durmadan aklıma farklı şarkılar geliyor ve hepsini söylüyorum başka bir şeye tutunamadığım için, başka bir şeyden destek alamadığım için. aslında ortamda insanlar var bak demeye çalışıyorum ama olmuyor. insanlarla birlikte yürürken bu yüzden genelde hemen arkalarında kendime bi yer seçiyorum, hem onlarla oluyorum hem de kendi alanıma çekilebiliyorum böylece.

hani denir ya filmlerde beni bırak sen devam et diye, bırakmayın lan beni diyorum ben bu noktada, bari biriniz tutun elimden varsın olsun beraber ölelim, o ağaca beraber tırmanalım.

lanet olsun 28 yaşımda ergenliğe yeniden girdim...

bu da şurada dursun:
kaçıp evden uzaklara şehre bakalım aylak aylak
kaçıp gerçekten uzaklara hayallere dalalım teslim olmadan

18 Nisan 2012 Çarşamba

mevlayi bulma yollari

hayatimin sanirsam en asosyal donemlerinden birisini gecirmekteyim son bir kac aydir ve bundan hicbir rahatsizlik duymamaktayim.

is disindaki vakitlerin cogusunda evinin erkegi vazifesini yerine getiriyorum. surekli oku, ogren, kafadaki tilkilerle iyi gecin seklinde gecen bir ev yasantim var. cok yakinlarim disinda pek kimseyi gormuyorum, cok yakinlarimi da zaten nadiren goruyorum. hatta sirketten, ayni zamanda beraber de caldigimiz bi arkadasim bi aksam dogrudan eve donmeyecegimi ogrenince 'noldu ne konserine gidiyorsun' diye sorduydu. o kadar alismis ki amacsizca disarida olmayacagima altinda muzik arandi yine -ki roger waters konserinden sonra (yani son 6 senedir), pek konser izleyesim de gelmiyor aslinda.

neyse uzun lafin kisasi ben bu kadar asosyalligimin doruklarindayken bugun almanyada x bi paraya gecinebilir miyim diye sirketten diger bir arkadasla konusurken "ama sen sosyal birisin orada harcamalarin cok olur" demesi oldukca ilgimi cekti. bunu demesinin sebebi sanirsam subat ayinda snowboard ile tanistiktan hemen sonra 5 hafta boyunca durmadan kaymaya gitmis olmam, o sezon bitince de bisiklet sezonunu acmis olmam. ama insanlara anlatmam baya zor sanirim kayma isini sevmemin en buyuk sebebi yalniz kalabildigim ortamdaki degisiklik, ve beyazlar icerisinde kendi halimde olmanin vermis oldugu bi rahatlik. bisiklet de keza oyle.

evet uzun esek oynasam sanirim en kimseyle etkilesimi olmayip da oyuna dahil olan varlik olarak yastik olurdum. sonra da beni sosyal olarak addederlerdi yine.

9 Nisan 2012 Pazartesi

mavi ayu ile küçük daş

zor anlar, acil ihtiyaclar icin bi kenarda para saklayin derler ya, cok bambaska bir konu icin de olsa an itibari ile esdeger duygulari yasadigimi farkettim.

gun boyu evin icerisinde malaklik ederken, bak can efendi evi toparlayacaksin ev islerini filan yapacaksin erkenden yap aksama ne olacagi belli olmaz diyip duruyordum kendi kendime.

ben dahil yakin cevre kisileri ile birlikte alistik yarin ne yapacagimin hic mi hic belli olmadigina. aksam 19.30 sularinda gelen bi mesaj ile gitarci aranan bi arkadasim persembe gunu sahnede calinmak uzere 26 sarkinin nur icinde oynastigi bi playlist'i tarafima bi anda iletiverdi.

onumuzdeki haftaici bulusma ayarlayan arkadaslara, bana gun farketmez yeaa her gun uyar bana derken, bahsi gecen saat itibari ile tum programlar iptal edilip (zaten bi tane vardi) persembe odakli yasamaya basladim.

ilginc olan gel cal diyen bu arkadaslari persembe normalde izleme niyetimiz vardi. ne acayip oldu izleyecekken calici olmak diyordum ki gelen arkadas yorumu:


"niye acayip olsun ya
sen garip bi adamsin sonucta 
her an her sey olabilir"


ben sessiz sakin kendi halinde bi insanim nerem garip ki diye savunuyor olsam da kendimi, her an her sey olabilir gercekten benimsenmis.

--

aslen artik vokal olmadigim grupta calmam diyordum ki cok bi boslukta oldugum doneme denk geldi, degirmen donsun derken boyle oldu.

diger bir ilginc olan sey de ben kac aydir gitara pic muamelesi yapiyordum, hic bi ekipman bisi almiyordum kendisiyle ilgili, hic calismiyordum filan. cuma gunu dur sunu mu alsam bunu mu alsam diye arastirmalara basladiydim, hatta yeniden metodlarima geri donup calismalara devam mi etsem diyordum. kisfmet.

persembe aksami taksim balans brau'ya yolu dusen olursa beklerim. bu hafta artik maasimi da almis olacagim, blog araciligi ile benle iletisime gecen olursa -ki ne kadar okuyan var bilemiyorum, bira ismarlayabilirim gayet. ayrica konser alaninda da kod adi olarak ben mavi ayu ya da kucuk das derseniz de biraniz hazir olur.

11 Şubat 2012 Cumartesi

electronic supersonic

en son buralarda 'ben askere gidecem' serzenişlerinde bulunmuşum ama az önce resmen gitmediğimi farkettim. askerlik dediğin işin sonunda evleneceksen filan gidilmesi gereken bir şey, madem evlenmek gibi bi niyetim yok niye askere gidiyorum gibi kendimce bi mantık uydurdum üstüne.

bi de vazgeçtiğimi öğrenen insanlar iyi oldu ya gitmemene çok sevindim filan diyordu. sonlara doğru artık, neden seviniyorsun ki gitmediğim bu süre boyunca nası olsa yine görüşmeyeceğiz diyordum.

insanlardan çok bi sıkıldığım dönemdir şu yalnız. artık kış depresyonu diyebilir miyiz buna bilmiyorum ama haftasonu oldu mu hiç kimseyi görmeyerek, evde enstrümanlara gömülerek rehabilite olabiliyorum anca. en bi tedavi eden ilaçlarda olduğu gibi bu tedavi yönteminin de yan etkilerini yakın zamanda görmeye başlarız ya neyse.

bir de ben bu ara rüyamda niyeyse sürekli bi izmir'de buluyorum kendimi. hatta izmir'de bulmam yetmiyormuş gibi senelerdir görmediğim, eksikliğini de hiç hissetmediğim ve gün içinde hiçbir şekilde anımsamadığım insanlarla iletişim kuruyorum bu rüyalarda.

aslında ne bu gördüğüm insanları ne de izmir'i özlememiş birisi olarak baya bi süre anlam veremedim bilincimin dışında neler döndüğünü. şimdi bi sebep geldi aklıma ama bilemiyorum ne kadar olasıdır. şu dönemde hatıra niteliği taşıyabilecek mekan ve kişilerden öylesine kaçıyorum ki bu boşlukta zihnim en çok hatıra ile dolu olan izmir'i önüme çıkarıp duruyor, bu yaşadığım boşluk halini alakasız insanları gözümün önüne getirerek dolduruyor. böyle televizyonda çanak anten zamanlarında kanal bozuk çıktığı zaman arkadan diğer bi kanala ait görüntüleri silik olarak görürdük, karların altında. sanırım zihnimin ayarlarıyla oynamam gerekiyor bu ara.

25 Ekim 2011 Salı

gitmese dedim ben icten

artik asker moduna girdigimden mutevellit tasinma ve toplanma moduna da gecmis bulunuyorum.

aslen karakterinde toplama ve duzen olmayan bi kisi olarak bu ev tasima isi benim icin bi izdirap olacak zannediyordum. Lakinki 4 senedir bu evde resmen kendi bokumda yasamaktan sikildigim icin, kendimi toplamaya cok hevesli bulmaktayim bugunlerde. hatta bu yaptigim eyleme toplamaktan ziyade bisilerden kurtulmak veya cop ev partisi de diyebiliriz.

bazen luzumsuzlugumu cok tebrik etmek istiyorum. mesela bi insan orta 3'te ergenlik bunalimlari sirasinda giydigi bogazli siyah kazagi hala tutabilir mi? ya da lisede bana dersane sinavlarini hatirlatan diger bi kiyafet hala durabilir mi acaba?

neyse dun aksam bu kiyafetlerle olan munasebetim sonrasi, 4 senelik yayintimi biriktirdigim bir de cekmecem vardi. mesela kaybettim sandigim ve o zamanlar yeni yenilettigim nufus cuzdanim olsun, oha lan bu garanti de bana hic bankamatik karti gondermedi diye cemkirirken cekmecede usulca beni bekleyen bankamatik karti olsun hepsi ile kucaklastim. ayrica bunca senedir rafin arka taraflarinda sakladigim bi adet evrim aldatmacasi kitabini da bunca zaman saklamis olmam yetmiyor gibi neredeyse koliye koyup bundan sonraki yasamima tasiyacaktim. son anda kendime geldim.

buralari da daha sonra okuyup neler attigimi hatirlamak icin yaziyorum zaten. mesela cek cumhuriyetine gitmeden once suraya buraya gideyim diye aldidim tamamen dandik bi kagittaki dandik notlari saklamisim. ne oldugu belirsiz ilaclar, isten ayrildigim gun gelen terfinin notu, bilumum konser bileti (konsere gitmisiz ama artik gorusmuyoruz o da ayri). insanlardan notlar. bi de insanlarin notlarini okudukca her donem sacma sapan seylere takildigimi goruyorum. bi notta can yucel artik bu okuldan git diyor (sabanciyi bi turlu birakmamama ithafen), baska birinde 1 hokka, 2 hokka yaziyor (bkz: yoresel domalmaca oyunu).

bunun da disinda ne anisi oldugunu hatirlamadigim bi bileklik, kimin verdigini bilemedigim bi maske, rodin sergisi bileti, fotograf negatifi (evet negatif bulmus olmam ayri bi nostalaji), bunlar hep bulabildigim seyler. bi ara eski sevgililerle ilgili ani deposunun oraya dalacagim, artik bizzat eski bi sevgilimin cekmeceden cikmasindan korkuyorum resmen.

bir tanju okan buruklugu ile esyalar toplanmis seninle birlikte filan derdim huzunlu huzunlu ama etraftaki her sey mi duygusalliktan uzak olur. bi yilbasi kadikoy'deki zincir'e ugrayip sonrasinda yilbasi susuyle eve gelip onu bile 3 senedir saklamisim.

yine de ev bosaldiginda zor olacak sanirsam, kendime ait ilk evi birakirken...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

benim gonlum sarhostur yildizlarin altinda

yazin yavas yavas sonuna yaklasirken sayikladigim tek bir sey var aslinda.

subat ayinda gerceklestirmis oldugum is degisikligi sonrasi pek bi kicimin ustune oturamayan tipik bir ozel sektor insani oldum ciktim. her ne kadar calisma ortamindaki insanlarin hicbirisi o kafada olmasa da calisma tempomuz gayet oyle maalesef.

bu tempo ile birlikte tatil yapamamis olmami da bi kenara koyuyorum, cok dert degil. ama gercekten ozledigim tek bir sey var: gece olsa da bos bos gokyuzune baksam.

sehirde yildiz dedigin bile calismaktan sanirim pek ortalarda gozukmuyor. soruyorum bi acaba kosunca mi yoksa yuruyunce mi daha cok yildiza carpariz? ya da hep hareket halinde oldugumuz icin mi kendilerini goremiyoruz artik, hepsinin yanindan hizlica geciyor muyuz nedir? evet ben en cok bu kosturmacada yildizlari ozledim.

altimda sort varken gece sogugunda uzerime ceket alip muhabbet etmeyi ozledim. kayan bi yildizi yakalamayi ozledim. yildiz gozden kaybolmadan dilek bulup yerinden cikarmayi ozledim.

sadece yildizlara bakarken dusunecegim diye, yildizlari bulana kadar dusunmeye karar verdim. bulamayinca hep dusunur oldum. aslinda dusundugumu unutup dalgin oldum. bana sonra donup 'ne dusunuyorsun' diye sordugunda iste hep bu ne dusundugumu unuttugum anlar oldugundan sana hic aciklama yapamaz oldum.

belki yazi edebi olsun diye yildizi bi metafor olarak kullanmis olabilirdim, ama ben aslinda sadece yildizlari ozledim.

hatta hepsini gectim oyle bi gecede birisinin gelip de "kadinin biri issiz bi adaya dusmus hamile kalmis, neden?" diye tum o dusunceleri bir an icin dagitmasini ozledim.