aslında bu yazıyı tarihsel olarak herhangi bir anlam yükleyerek yazmayacaktım, "işte yaklaşık toriklerin göç etme süresi" kadar çalışıyorum filan diyecektim ama bugün işe başlayışımdan itibaren tam 5 ay geçmiş. gözüm ilişmeseydi sağ alttaki tarihe bunların hiçbirisi olmayacaktı.
bir fasonu ofis ortamına koyunca olabilecekleri yazıcam, ama çok da ilginç şeyler değil, daha çok yiğit özgür'ün dediği gibi "biz lisedeyken .rospu çocuuuyduuk" kıvamında sırf anlatmış olmak için bahsedeceğim şeyler olacak. iş bu çünkü, şakaya gelmez.
-5 ayın sonunda pazartesi itibarı ile bana telefon bağlama çabalarına giriştiler. galiba hugo'yu aramayacağımdan emin oldular bu zaman zarfında, artık o yaşı geçtiğim kanısına da vardıklarına göre -tabi ki bi sorumlunun kontrolü altında proje içi görüşmelerimi "annem sizi akşam kahveye bekliyor" şeklinde komşuların kapısına gönderilmiş bi çocuk edasından çıkıp baya baya telefonla yapıcam.
-daha önce bahsetmiştim, masam örümcek ağı bağlamıştı geçenlerde, bugün de ortalıkta tek tük karıncalara rastlamaya başladım. bu durum önümüzdeki sene masamı sarmaşıkların saracağının, sonraki senelerde de üzerimde farklı organizmaların yaşayacağının habercisi olabilir. ha o karıncaları evden getirmediğimi belirtmek isterim, 2.5 senelik evimdeki karıncaları tanırım, bunların rengi daha koyucana, birazcık daha etine dolgunlardı ayrıca.
-genelde 5.5 saatten fazla uyuyarak işe pek gidemiyorum. o yüzden de tabi ertesi gün uykum oluyor. uyku miktarı 5.5 saatten ne kadar azalırsa canın kafası da o kadar güzel oluyor, türlü şoparlıklara konu olabiliyor. mesela cuma günüydü sanırım bi ara can sıkıntısından masamdaki r2d2'ya mouse'un kırmızı ışığı ile erotik ortam sağlıyordum. garibim gerçi kimle ne erotizmi yaşıyacak bilmiyorum ama olsun, kırmızı ışık mühim. bi kez de servisten inerken garip sesler çıkarırken yakalamıştım kendimi. hala evde yalnız yaşıyorum sanıyordum sanırım, daha bi yeni başladığım zamanlardı çünkü.
-uykusu olan can'ın dalıp gitme, ya da bişilere odaklanma miktarı da artıyor. ve şu hayatta sanırım en ani tepkiler gösterdiğim şeylerden birisi ben beklemezken birisinin bana dokunmasıdır. hele ki arkam dönükken iki koluma aynı anda birisi dokunursa "yavş" diyebiliyormuşum. tabi şirketteyiz düzgün konuşmalıyız diyerek ağzımdan bu kadarı çıkmış olabilir, ama zeki adamlar tabi hemen lafın gerisini tamamlayabiliyorlar.
-göz damlalarımı şirkette kullanırken hep aklıma clockwork orange geliyor. birileri bana zorla bişi izletmeye çalışıyormuş hissine kapılıyorum.
-şirkette mütemadiyen birileri nişanlanıyor, evleniyor. zaten bu kervana şu an için katılmamış olan insanların da geçmişte dünya evine tezgah açtıklarını öğreniyorum. evlilikle ilgili olarak daha yaşım erken bunlar benim deli çağlarım desem de, bu gidişle yakın zamanda baya baya evde kalmış damgası yiyeceğim. saçlar uzun olduğundan zaten yine "rock"çı damgası yedim, varsın olsun artık hayat tarzım bu, özünde asi bi insanım, rock benim isyanımdır, evlilik özgürlüğümü kısıtlıyor gibi cümlelere başvursam inandırıcı olabilirim bence. saçım uzun ne de olsa benim.
-bi o kadar da hödüklüğümden bişi kaybetmiyorum ayrıca. boy kısa olunca tip de hala üniversite öğrencisi şeysünden kurtulamayınca, kafa yapısı olarak da henüz pek büyüyememiş olduğumdan küçüğüm ki ben hissiyatındayım. bu hissiyattan mıdır, yoksa genel hödüklüğümden mi bilmem, yolda yimee yürürken hava da ne güzel oldu, haftasonu da bi o kadar güzel olacak, aslında tam ada'ya gitmelik hava şeklinde geçen bir diyalog sonrası benim de pazar günü ne kadar bi işim yok diyen bir bayana ha gidelim o halde diye cümleyi tamamlamayan bi insanım. ya da bir diğersi sabah kahvaltılık bişi alma sırasında arkamda değil de yanımda durunca, bi selam vermek yerine ala ala bu niye benim yanımda duruyor ki diye düşüncelere dalabilirim.
neyse baktığımız zaman gerçekten de iş ile ilgili anlatabileceğim sıradışı pek bişi yok sanırsam. o zaman bu yazıyı da özlü bir söz ile tamamlamak çok elzem oldu işte:
hayrettin yapma...
Jual telur asin di Kabupaten Kepulauan Sula
6 yıl önce
